Hırvatça hangi ülkenin dili? Tarihin sesinden bugüne bir Balkan hikâyesi
Bir tarihçi olarak, her dilin sadece iletişim aracı değil, aynı zamanda bir milletin belleği olduğuna inanırım. Diller, devletlerin sınırlarından daha kalıcıdır; çünkü insan zihninde, sesinde ve kültüründe yaşarlar. Bu bağlamda “Hırvatça hangi ülkenin dili?” sorusu, basit bir coğrafya sorusu olmaktan çok, Balkanlar’ın karmaşık tarihini anlamamıza açılan bir penceredir. Hırvatça, yalnızca Hırvatistan’ın resmî dili değil; aynı zamanda yüzyıllar boyunca Roma’dan Osmanlı’ya, Avusturya-Macaristan’dan Yugoslavya’ya uzanan geniş bir tarihsel sürecin tanığıdır.
Hırvatça’nın kökenleri: Slav dillerinin batı kanadı
Hırvatça, dilbilimsel olarak Güney Slav dilleri grubuna aittir. Bu grup; Sırpça, Boşnakça, Karadağca, Slovence ve kısmen Makedonca gibi dillere akrabadır. Tarihsel olarak, 6. yüzyılda Slav topluluklarının Orta Avrupa’dan Balkanlar’a göçüyle bölgeye gelen kabilelerin dilinden türemiştir. Hırvatça’nın en belirgin özelliği, Latin alfabesini kullanmasıdır. Bu seçim, yalnızca yazı sistemine dair değil, aynı zamanda Batı kültürel yöneliminin bir göstergesidir.
Slav halklarının bir kısmı Kiril alfabesini (Sırpça, Rusça, Bulgarca) benimserken, Hırvatlar Roma Katolikliği’nin etkisiyle Latince geleneğini sürdürmüştür. Böylece dil, doğu-batı ekseninde kimlik belirleyici bir unsur hâline gelmiştir. Hırvatça’nın tarih boyunca taşıdığı anlam, sadece bir dilin değil, bir uygarlık tercihinin de yansımasıdır.
Orta Çağ’dan modern çağa: Bir ulusun dili doğarken
9. yüzyıldan itibaren Hırvat prenslikleri ve krallıkları kurulduğunda, Hırvatça henüz yazı dili değildi. Devlet işlerinde Latince kullanılıyor, halk ise yerel Slav lehçeleriyle konuşuyordu. 14. ve 15. yüzyıllarda edebî metinler ortaya çıkmaya başladıkça, “Starohrvatski” (Eski Hırvatça) adı verilen dönem doğdu. Bu dönemin metinleri, Glagolitik alfabe ile yazılmıştır — bu alfabe, Slav dünyasında en eski yazı sistemlerinden biridir.
Rönesans ve Reform hareketleriyle birlikte, Hırvat entelektüelleri dil birliğini sağlama çabasına girdi. Çünkü farklı bölgelerde Çakavian, Kajkavian ve Štokavian olmak üzere üç ana lehçe bulunuyordu. Günümüz standart Hırvatçası, bu lehçelerden Štokavian üzerine inşa edilmiştir. Bu seçim, aynı zamanda ortak bir ulusal kimlik yaratmanın ilk adımıydı.
Yugoslavya dönemi: Dillerin politik kaderi
20. yüzyılın başında, Balkanlar’da sınırlar yeniden çizilirken dil de siyasetin merkezine yerleşti. 1918’de kurulan Yugoslavya Krallığı döneminde “Srpskohrvatski” yani “Sırp-Hırvat dili” kavramı ortaya çıktı. Bu birleşik dil politikası, farklı Slav halklarını tek bir kimlik altında toplama çabasının ürünüdür. Ancak bu birliktelik, dilsel farkları silikleştirirken, kimlik tartışmalarını daha da derinleştirdi.
1950’lerde Novi Sad Anlaşması ile bu politik hat resmîleştirildi: Sırpça ve Hırvatça tek bir dilin iki standardı olarak kabul edildi. Yine de günlük hayatta telaffuz, kelime seçimi ve yazı biçimi farkları devam etti. Hırvatlar Latin alfabesinde, Sırplar Kiril alfabesinde ısrar etti. Bu, sadece yazı farkı değil; kültürel bir duruştu.
1990’lar: Yugoslavya’nın dağılması ve Hırvatça’nın yeniden doğuşu
1991’de Hırvatistan bağımsızlığını ilan ettiğinde, Hırvatça yalnızca bir iletişim aracı değil, bir ulusal sembol olarak yeniden doğdu. Yeni devlet, dil reformuna giderek “Sırpça etkisindeki kelimeleri” ayıkladı, yerli kökenli sözcükleri ön plana çıkardı. Böylece Hırvatça, bağımsız kimliğin en güçlü dayanağı hâline geldi.
Bugün Hırvatça, Avrupa Birliği’nin resmî dillerinden biridir. Hırvatistan’ın 2013’te AB’ye katılmasıyla, dil hem sembolik hem de uluslararası bir statü kazandı. Yaklaşık 5,5 milyon kişi tarafından anadil olarak konuşulan Hırvatça, Sırbistan, Bosna-Hersek ve Karadağ’daki Hırvat toplulukları arasında da yaygındır.
Dilin kültürel anlamı: Sadece kelimeler değil, kimlik de konuşur
Hırvatça’nın hikâyesi, bize şunu gösterir: Diller yalnızca iletişimi değil, bir halkın tarihini, acılarını ve umutlarını da taşır. Hırvatça, Latin harfleriyle yazılmış olsa da Slav seslerini korur; Batı ile Doğu arasındaki kültürel köprünün tam üzerinde durur. Bu nedenle her Hırvatça kelime, bir yandan Akdeniz’in sıcaklığına, diğer yandan Slav dünyasının derinliğine açılır.
Sonuç: Bir dilin kaderi, bir ulusun hikâyesidir
“Hırvatça hangi ülkenin dili?” sorusunun cevabı ilk bakışta basittir: Elbette Hırvatistan’ın. Fakat tarih bize, bu cevabın arkasında yüzyıllar süren kimlik mücadelesi, kültürel yönelim ve siyasal dönüşüm bulunduğunu anlatır. Hırvatça, bir coğrafyanın değil, bir halkın tarih boyunca var olma iradesinin ifadesidir. Bugün Adriyatik kıyılarında yankılanan her Hırvatça kelime, geçmişten bugüne uzanan bu hikâyenin canlı bir yankısıdır.