İçeriğe geç

Kulluk sistemi nedir ?

Kulluk Sistemi Nedir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme

Sosyal yapılar, tarihsel olarak farklı grupları biçimlendiren ve şekillendiren güç dinamikleriyle doludur. Kulluk sistemi de bu yapılar arasında, özellikle geçmişte ve bazı toplumlarda, güçsüz olanların güçlüler tarafından sömürülmesi ve kontrol edilmesi için kurulan bir düzeni temsil eder. Peki, kulluk sistemi nedir? Yalnızca tarihte mi var, yoksa hâlâ yaşamlarımızda etkisini sürdürüyor mu? Bu yazıda, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden, kulluk sisteminin günümüzde nasıl bir yansıması olduğuna dair gözlemlerimi ve deneyimlerimi paylaşacağım.

Kulluk Sistemi ve Toplumsal Cinsiyet: Kadınların ve Erkeklerin Farklı Deneyimleri

Toplumsal cinsiyetin, özellikle kulluk sistemine bağlı olan ilişkilerde önemli bir rol oynadığını görmek zor değil. Kadınlar, tarihsel olarak çok daha fazla şekilde sömürülmüş ve “kulluk” pozisyonunda yer almışlardır. Gerek kölelik, gerekse feodal dönemlerdeki hizmetçilik sistemi, çoğunlukla kadınları hedef almış ve onların çalışma gücü erkeklerden daha düşük bir şekilde değerlenmiştir.

Örneğin, İstanbul’daki bir kafede çalışan kadın garsonların, erkek garsonlara oranla daha düşük maaşlar aldığını sıkça gözlemlerim. Üstelik, kadınlar genellikle çok daha fazla duygusal emek harcamak zorunda kalır, müşterilerin “kibar” olma beklentisi daha çok onlara yüklenir. Bu, tarihsel olarak bakıldığında kadınların, hem iş gücü hem de sosyal yaşamda sürekli olarak daha düşük konumda yer aldıklarının bir örneğidir. Kulluk sistemi, aslında bu tür toplumsal yapıları destekleyen bir güç ilişkisini de simgeliyor. Kadınların ekonomik bağımsızlıkları sınırlanırken, cinsiyet rollerine dayalı beklentiler onları sürekli bir hizmet pozisyonunda tutuyor.

Buna benzer bir başka gözlemimi, toplu taşımada yapmıştım. Sabah saatlerinde metrobüs ya da otobüs duraklarında çoğu zaman kadınlar, uzun süre ayakta kalırken, erkekler daha rahat bir şekilde oturabiliyorlar. Bu durum, kadınların toplumdaki hizmetkar pozisyonlarına itildiği, erkeklerin ise genellikle daha ayrıcalıklı bir konumda bulunduğu bir yapıyı yansıtıyor. Toplumsal cinsiyetin etkisiyle şekillenen bu farklılıklar, dolaylı yoldan da olsa, bir tür “kulluk” halini alabiliyor.

Çeşitlilik ve Kulluk: Farklı Kimliklerin Toplumsal Rolleri

Çeşitlilik, toplumsal yapıyı inşa ederken önemli bir rol oynar. İnsanların kimlikleri, etnik kökenleri, sınıfları, inançları ve cinsel yönelimleri, hangi pozisyonlarda yer alacaklarını belirleyen dinamikleri etkiler. Ancak bu çeşitlilik, her zaman adil bir şekilde temsil edilmez ya da haklar eşit şekilde dağılmaz. Kulluk sistemi, bazen bu çeşitliliği adaletsiz bir şekilde düzenler.

Sokakta karşılaştığım bir sahne, bu durumu açıkça ortaya koyuyor: Geçtiğimiz günlerde bir metroda, etnik kimliği belli olan bir grup insanın, diğerlerinden daha düşük seviyede hizmet verdiğini gözlemledim. Göçmen ya da düşük gelirli ailelerden gelen bireyler, toplumsal yapıda genellikle alt sınıflarda yer alıyorlar ve dolayısıyla çok daha düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalıyorlar. Kulluk sistemi, bu çeşitliliğin bazen adaletle birleşmediğini, zenginlerin ve güçlülerin kendi pozisyonlarını korumak için daha düşük sınıfları nasıl sömürdüğünü gözler önüne seriyor.

Bu durumu en basit haliyle, bir restoran örneği üzerinden açıklayabiliriz. Müşterilere yemek servisi yapan personel, genellikle yoksul sınıflardan, hatta bazen göçmen kökenli insanlardan oluşur. Bu kişiler, çoğu zaman düşük ücretli işlerde çalışmak zorunda kalır ve toplumda genellikle görünmeyen bir iş gücünü oluştururlar. Kulluk sisteminin bugünkü yansıması, bu kişilerin hizmet sunduğu, ama kendilerine ait hayatları ve bağımsızlıkları olan bir varlık olarak görülmemeleridir.

Sosyal Adalet Perspektifi: Kulluk Sistemi ve Adalet Arayışı

Sosyal adaletin temelinde eşitlik, haklar ve fırsatlar yatıyor. Ancak kulluk sistemi, bu temel değerleri ihlal eder. Toplumda daha güçsüz olanlar, sosyal ve ekonomik olarak dışlanır, ya da sürekli olarak daha düşük sınıflarda kalmaya zorlanır. Hedef, bu haksız yapıları yıkmak ve daha eşitlikçi bir düzen kurmaktır.

Buna örnek olarak, İstanbul’daki bir alışveriş merkezinde çalışan temizlik işçilerini verebiliriz. Çoğu zaman temizlik görevlileri, kendilerine ait bir alan veya haklar talep edemedikleri için sürekli “arka planda” kalırlar. Onların varlığı, görünmeyen bir iş gücü olarak kabul edilir. Kulluk sistemi, bu tür işlerde çalışan insanların sürekli olarak dışlanmasına ve haklarının göz ardı edilmesine neden olur. Bu, sosyal adaletin gerçekten işlemediği bir durumu gösterir. Çünkü her birey, eşit haklara sahip olmalı ve kimse, toplumun alt sınıflarına itilerek bir tür “kulluk” durumuna sokulmamalıdır.

Sonuç: Kulluk Sistemi Bugün Hala Var mı?

Kulluk sistemi, tarihsel bir olgu gibi görünse de aslında bugünün toplumlarında çok çeşitli şekillerde varlığını sürdürüyor. Özellikle toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından, bu sistemin etkileri çok daha derin ve karmaşık. Kadınlar, düşük gelirli bireyler, göçmenler ve diğer dezavantajlı gruplar, geçmişte olduğu gibi bugün de bu sistemin “gizli” kurbanları olabiliyorlar.

Sokakta, işyerlerinde, toplu taşımada, her gün karşılaştığımız yüzlerce sahne, bu yapının ne kadar derinlere işlediğini ve nasıl görünmeyen bir şekilde insanlar üzerinde baskı kurduğunu gözler önüne seriyor. Kulluk sistemi, sadece geçmişte bir egemenlik biçimi değil, toplumsal yapıyı yeniden şekillendiren ve devam ettiren bir güç ilişkisi olarak bugün de etkisini sürdürmektedir. Bu nedenle, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden baktığımızda, bu sistemin hala var olduğunu ve üzerinde düşünmemiz gerektiğini kabul etmeliyiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
ilbet giriş