Evde Kaktüs Bulundurmanın Zararları Nelerdir? Kayseri’de Bir Odada Başlayan Hikâye
Bugün Kppd sayfasında “Evde kaktüs bulundurmanın zararları nelerdir” üzerine hazırladığımız içeriği sizlerle buluşturuyoruz.
Kayseri’nin kışları sert olur. Camın kenarına oturup dışarıyı izlerken hem üşürsün hem de düşüncelerin biraz daha ağırlaşır. Ben 25 yaşındayım. Günlük tutmayı bırakalı yıllar olmadı ama hâlâ bazı geceler kalemi elime alıp kendimle konuşurum. Çünkü bazı şeyleri insan sadece kendine anlatabilir.
Bu hikâye de tam öyle bir gecede başladı. Küçük bir kaktüsle.
Bir Kaktüsle Başlayan Sessiz Değişim
O kaktüsü bana eski bir arkadaşım vermişti. “Bakımı kolay, dayanıklı bir şey,” demişti gülerek. O gün pek anlam yüklememiştim. Küçük, dikenli, sıradan bir saksı bitkisi gibi görünüyordu. Ama evde yalnız yaşadıkça, bazı şeyler anlam değiştirmeye başlıyor.
O zamanlar internetten okuduğum bir başlık aklımda kalmıştı: “Evde kaktüs bulundurmanın zararları nelerdir?” İlk gördüğümde gülmüştüm. Bir bitkinin ne zararı olabilirdi ki? Su istemiyor, ilgi istemiyor, neredeyse kendi kendine yaşıyordu.
Ama bazı zararlar, suyla değil duyguyla ilgilidir.
İlk Sahne: Sessiz Oda ve Dikenli Bir Misafir
Kaktüsü çalışma masamın köşesine koymuştum. Başlarda hoşuma gidiyordu. Minimal, düzenli ve “estetik” bir görüntüsü vardı. Kendimi daha olgun, daha düzenli biri gibi hissediyordum.
Ama zamanla fark ettiğim şey şu oldu: O küçük bitki, sanki odanın havasını değiştirmeye başlamıştı.
Sabah uyandığımda ilk gördüğüm şey oydu. Akşam yattığımda son baktığım da. Ve garip bir şekilde, bu sürekli varlık hissi bana huzur değil, bir tür sessizlik yüklüyordu.
Kayseri’nin soğuk kış gecelerinde odam daha da sessizleşirken, o kaktüs sanki bana şunu hatırlatıyordu: “Burada yalnızsın.”
İşte o an ilk kez düşündüm: Evde kaktüs bulundurmanın zararları nelerdir? Belki de mesele bitki değildi, onun bende uyandırdığı duyguydu.
İkinci Sahne: Küçük Bir Diken, Büyük Bir Düşünce
Bir akşam ders çalışırken elimi masaya koyarken hafifçe kaktüse değdim. O an çok küçük bir acı hissettim. Önemsizdi aslında. Ama insan bazen küçük şeyleri büyütür.
Parmağımda minicik bir diken vardı. Çıkarması kolaydı ama o an durup baktım.
Kendi kendime düşündüm: “Bu kadar küçük bir şey nasıl bu kadar rahatsız edici olabilir?”
İşte o an zihnim başka bir yere gitti. İnsan ilişkilerine.
Bazı insanlar da böyle değil mi? Küçük ama sürekli batıcı. Yanında durdukça fark etmediğin ama dokunduğunda iz bırakan…
O gece defterime şunu yazdım:
“Belki de evde kaktüs bulundurmanın zararları, dikenlerinde değil; sürekli hatırlattıklarındadır.”
Üçüncü Sahne: Hatıraların Kaktüsle Büyümesi
Bir süre sonra o kaktüs artık sadece bir bitki olmaktan çıktı. Ona bakarken eski arkadaşımı hatırlamaya başladım. Onun gülüşünü, verdiği o sıradan hediyeyi, sonrasında yaşanan uzaklaşmayı…
Kaktüs büyümüyordu ama hatıralar büyüyordu.
Kayseri’de akşamlar uzun olur. Pencereyi açıp soğuk havayı içeri aldığımda, içimde de bir şeyler soğuyordu. O kaktüs, sanki konuşmadan varlığıyla geçmişi anlatıyordu.
O dönemde fark ettim ki, “Evde kaktüs bulundurmanın zararları nelerdir?” sorusu aslında botanik bir soru değil. Daha çok psikolojik bir soruymuş.
Çünkü bazı nesneler sadece eşya değildir. Hafızanın küçük tetikleyicileridir.
Dördüncü Sahne: Umutla Sert Gerçek Arasında
Bir gün kaktüsün büyüdüğünü fark ettim. Çok değil ama biraz. Yeni dikenler çıkmıştı. O an içimde garip bir his oluştu. Hem sevindim hem de huzursuz oldum.
Sevinmem gerekiyordu, çünkü canlı bir şey büyüyordu. Ama huzursuzdum, çünkü büyüyen şey aynı zamanda daha çok “batma ihtimali” demekti.
İnsan ilişkileri gibi…
Bir şey büyüdükçe, daha çok yer kaplar. Daha çok yer kapladıkça, daha çok temas eder. Ve temas arttıkça, zarar ihtimali de artar.
O gün kendime itiraf ettim: Ben o kaktüse sadece bakmıyordum. Onun üzerinden kendi hayatımı izliyordum.
Beşinci Sahne: Kayseri Kışında İçsel Bir Çatışma
Kayseri’nin karı o yıl erken yağmıştı. Camın önünde oturup dışarıyı izlerken elimde sıcak çay vardı. Odanın içi sıcaktı ama içimde bir tür soğukluk vardı.
Kaktüse baktım.
O kadar küçük bir şeydi ki… Ama varlığı büyüktü.
O an aklıma tekrar aynı soru geldi: Evde kaktüs bulundurmanın zararları nelerdir?
Belki de zarar dediğimiz şey, fiziksel değildi. Belki de zarar, sürekli hatırlamaktı.
Bazı insanlar geçmişi unutamaz. Bazı eşyalar da unutmana izin vermez.
Altıncı Sahne: Dikenlerin Öğrettiği Şey
Bir gece yine çalışırken fark etmeden elimi ona çarptım. Bu sefer canım daha çok yandı. Ama bu fiziksel bir acı değildi sadece.
O an durdum ve güldüm. Hafif bir gülümseme ama içinde biraz kırgınlık vardı.
Kendi kendime dedim ki: “Ben bu küçük şeye neden bu kadar anlam yüklüyorum?”
Belki de sorun kaktüs değildi. Belki de ben, yalnızlığımı bir nesnenin üzerine yansıtıyordum.
Ama yine de şunu inkâr edemem: O kaktüs, hayatımın o döneminde bana fazla “sessiz” geldi. Sessizlik bazen huzur verir, bazen de insanı kendine çok fazla yaklaştırır. Ve herkes kendine bu kadar yaklaşmak istemez.
Son Sahne: Kaktüsün Yerini Değiştirmek
Bir gün onu masadan kaldırdım. Pencerenin kenarına koydum. Orada daha az görünüyordu ama hâlâ vardı.
İlginç olan şu: Odaya yayılan duygu hemen değişmedi. Çünkü mesele yer değildi.
Ben değişiyordum.
O gün defterime uzun uzun yazdım. İlk kez net bir şekilde şunu fark ettim:
“Evde kaktüs bulundurmanın zararları nelerdir?” sorusunun cevabı aslında kaktüste değil, bende gizliydi.
O küçük bitki bana şunu göstermişti: Bazı şeyler ne kadar küçük olursa olsun, insanın içine batabilir. Ama bazı batmalar da insanı uyandırır.
Sonuç Yerine Bir Duygu
Şimdi o kaktüs hâlâ evde. Hâlâ aynı yerde duruyor. Ama artık ona baktığımda eskisi gibi bir ağırlık hissetmiyorum.
Çünkü bazı şeyleri zamanla anlamıyorsun, alışıyorsun.
Kayseri’nin soğuk gecelerinde camdan dışarı bakarken artık şunu biliyorum: İnsan bazen en basit şeylerde bile kendini bulabiliyor. Bir kaktüste bile.
Ve belki de en doğru cevap şudur: Evde kaktüs bulundurmanın zararları nelerdir sorusunun tek bir cevabı yok. Ama her insanın içinde bıraktığı küçük bir iz var.
Kppd okurlarıyla “Evde kaktüs bulundurmanın zararları nelerdir” konusunu paylaşmak gerçekten güzeldi. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere!